‘’ déja vu’’

Yazan: 26 Mayıs 2014  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Bir zamanlar bizler‘de çocuktuk; her çocuğun yaptığı gibi annemize, babamıza bağımlı, hiç bir işini izin alamadan yapamayan sevimli mi sevimli, küçük insanlardık. Tam’da çevremizdeki herkesten esinlenme çağlarındaydık. Bıkmadan usanmadan büyüklerimizden görüp, sadece onları modelleyerek yaşadık. Hiç aklımıza vazgeçmek gelmeden. Her seferinde gülerek, heyecanla bir daha, bir daha örnekleyerek denedik gördüklerimizi. Oysa şimdi birkaç denemede bıraktığımız, vazgeçtiğimiz kim bilir ne kadar çok şey var. Ya arkamızda bıraktıklarımız, belki hiç denemeden bile vazgeçtiğimiz şeyler. Bir gün gelir hayyallerinizden bile vazgeçersiniz, bir gün ondan, bir gün şundan. Ve hatta kendinizden bile vazgeçivermiş-sinizdir. Kendinden vaz geçmek! Bazen büyümek, bazen hayalleri kaybetmek, bazen, daha iyi bir gelecek için sevmedigin bir işi yapmak. Sevmediğin birisiyle beraber olmak, sadece birileri istiyor diye sevmediğin bir şeyleri okumak, bir türlü sevmediğini ve ya yapmak istemediğini söyleyememek gibi. Bazen sadece kibarlık olsun diye düşündüklerini yutmak, kendine rağmen başkalarının isteğine göre yaşamaktır. Diğer bir kendinden vazgeçme durumu da, yapmak istediğiniz işlere başlayıp birkaç denemeden sonra vazgeçmemizidir. Devamını oku

Hayatın getirdikleri

Yazan: 24 Kasım 2013  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Her şeye rağmen imkansız olduğunu bildiğim bir aşk vardı gönlüme düşen. İmkansız olmasına rağmen mükemmeldi. Birbirimizden asla vaz geçemiyorduk. Aslında bu sadece benim duygularımdı diyebilirim belkide. O kendini ilişkimizin aşka dönüşmemesi gerektiğine inandırdığından kontrollü davranışlarından vazgeçemiyordu. Benimle birlikteyken çok eğlendiğini, mutlu olduğunu, söylerdi. Belkide henüz duygularının farkında bile değildi. Dostluk üzerine kurulmuş bir ilişkinin sonunda belkide saygı, sevgi bağı oluşmuştu aramızda. Bir yandan duygularıma karşılık verememenin sıkıntısı diğer yanda iyi bir dostunu kaybetme korkusu. Bu ikilemde sıkışmış ve nasıl davranacağı konusunda bir türlü karar veremiyordu. Bense o pes edinceye kadar, onca yaşanmışlığın ardından kimin yazdığını bile bilmediğim Su ile Ateşin hikayesini düşünüyordum.

Ateş bir gün suyu görmüş, yüce dağların ardında; sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa demiş ki suya, gel sevdalım ol. Hayatıma anlam veren mucizem ol. Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş yüreğim sana armağan. Sarılmış ateşle su birbirine sıkıca kopmazcasına. Zamanla su buhar olmaya ateş kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış ya aşkı. Devamını oku

MÜSADENİZLE

Yazan: 18 Ağustos 2013  
Kategori: Almanya, Bir Ömür dört Yaşam

Bir umudun ardına sakladıkların çıkıverir karşına bir gün. İnanamazsın önceleri, yıllardan beri sırtında taşıdığın yükten, kurtulmuş gibi hissedersin. Sudan çıkmış balıklar misali, bir oraya, bir buraya atarsın kendini. Nefesin kesilmiş gibi hissedersin. Uzun yıllar önce kaybettiğin sevdan üç beş adımlık mesafededir, elini uzatsan tutacak kadar yakın. Bir okadar’da da uzak, kalp atışların her zamankinden daha hızlı atmaktadır, hissedersin. Yüzüne bakar; tanımaz seni, aslında sende tanımamışsındır uğrunda karalar bağladığın sevdalını. Günün birinde böyle bir duyguyu yaşayacağımı söyleselerdi inanmazdım. Bulduğunu sandığın sevdalının düğün günüdür onu bulduğun gün. İkinci, belkide üçüncü kez dünya evine girecektir. Seslenip seslenmemek arasında gider gelirsin. Geride bıraktığın otuzsekiz yılın muhasebesi bir yana, bir zamanlar sana mutluluk vermiş büyük aşkını ikinci kez kaybettiğin gerçeği ile baş başasındır şimdi. Kaderin oynadığı oyuna teslim olursun. Leyla ile Mecnun’u Kerem ile Aslıyı düşünürsün ve büyük sevdaların hiç bir şekilde bir arada olamıyacaklarına bir kere daha şahitlik edersin. Eminsindir artık. Yüzüne gözlerine baktığında tanıyamadığın sevdalını sevdanı sorgularsın. Saçları, gülüşü, gözlerinin önünden gitmeyen beyninde yaşattığın o genç kız değildir karşında duran. Yılların getirdiği yıpranmışlık o kadar barizdir ki adını bile koyamadığın boşluktur sadece içini dolduran. Geldiğin gibi dönme zamanıdır, sessiz ve bir tek kelime etmeden. Beyninde, gönlünde inadına hapsettiğin sevdayı bırakma zamanıdır belkide  gelip çatan . Zamanı geri almak, geçmişi o günkü aşk ve sevgiyle yaşayabilmek ve insanın kendi içinde büyüttüğü kalenin kalın duvarlarının arkasına hapsettiği, korumaya aldığı aşk yoktur artık. Kader bir kez daha isteklerinin dışında yaşayacağın bir yola doğru itmiştir seni. Devamını oku

SEVİLMEYE DEĞER

Yazan: 24 Temmuz 2013  
Kategori: Almanya

Bu gün geriye baktığımda bu yazımı okurken gülümsemesini görür gibiyim.  Eskiden’de çok yakışırdı gülümsemek ona. Gülümsemekten asla vazgeçmemesi gerektiğini defalarca söylediğimi hatırlıyorum. O gülümsediği zaman etrafa yaydığı mucizevi ışık ısıtırdı sanki içimi. Kalbimdeki, acılar kafamadaki sorular bir bir yok olurlardı sanki. Kaderimizdi bizim; hiç ummadığımız bir anda bizi uzun yıllar önce biraraya getiren. Beklenmeyen bir girdabın fırtınalı bir aşk denizinin içine sürükleyen, öyle bir bir aşktı. Bu aşk hem bu kadar gerçek, bir okadar sırlarla doluydu. Öyle bir aşktı bizimkisi hem bu kadar yakın hem bu kadar mesafeli yaşanabilirdi. O unutulmayan yıllar da yaşadığımız bu ölümsüz aşk, heyecan, mutluluk, bilinmezlik, karmaşa ve sessizlik. Çünkü bu bizim imkansızlıkları giyinmiş aşkımızdı kahkaha, gözyaşıydı ve aksesuarları bir vardı bir yoktu. Tesadüflerin kurbanı da olsa fırtınasına kapıldıkları aşk denizini geçmeleri imkansızdı. Çok uzun yıllar korkutucu bilinmezliğin içinde savruldu bu aşk. Kalplerde iz bırakacak kadar masum, hiç bir zaman unutulmayacak , belkide iki delinin yazılmamış hikayesi olacaktı.. Devamını oku

NE KADAR ÇOK DİNLERDİK BİR ZAMANLAR

Yazan: 12 Haziran 2013  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Kimselere anlatmadığım düşlerim vardı ve kimsenin bozmasına izin vermediğim düşlerim. İçinde saklı sevdam olan belki onun bile  bilmediği, anlatamadığım dokunulmamış, kirletilmemiş, bozulmamış düşlerim. Arkadaşlarım dostlarım vardı arada bir de olsa beni bu kadar mutlu eden belkide onlardı. Kimseler bilmezdi sevdamın büyüklüğünü, ellerin avuçlarımdayken. Masallar anlatır şiirler yazardım sana. Düşlerimi anlatırdım birer birer. Nerden çıktıysa şu yabancı ülke… Gidiyorum bile demeden gidişin hiç beklemediğim bir zamanda, henüz daha ellerin avuçlarımda. Zorunlu göçten ilk defa nefret ettim. Kimselere anlatamadığım düşlerimi çiğniyerek gittim. Geride bıraktığın kırkbeşliklerden başka bir şey kalmamıştı yaşamımda. Ne kadar çok dinlerdik bir zamanlar. Sen gittikten sonra yanlız dinledim. Her mektubunu okuyarak ezberlemek isterdim. Yazmak sevdamı satırlara dökmek için neler vermezdim. Sonunda çaresiz sensiz yaşamayı öğrendim yeniden ve dinlemeden bir daha hiç bir rumca şarkıyı seni bana hatırlatan. Şüpheler ve deli düşüncelerim kafamda. Devamını oku

Zaman Tüneli

Yazan: 16 Nisan 2012  
Kategori: Büyükada

Hatırladıkça kederleniriz, gülümseriz.  ; “Kırk yıl geçmiş aradan ayrı ,ayrı bitsin artık buluşalım deriz…

14 Nisan Büyükada Film

” Umudun sönmediği ama tükenme noktasında olur insan dinlediğimiz şarkıları  dinlerken

“Kırk yıl geçti…” Dile kolay kırk yıl geçmiş aradan, kimi zaman yaşamın meşakkati, kimi zaman mesafelermiydi bizleri ayıran.Aslında hiç biri değildi. Biz baştan kaybetmeye mahkum  edilmiştik sanki yaradan tarafından. O kadar genç ve bir okadar masumduk’ki, kaderin bizlere   oynadığı oyunun farkında bile değildik. Kendimize geldiğimizde ise çoktan kaybetmiş, yitirmiştik birbirimizi.

Yola çıktığımda kırk yıl görmediğim kaybettiğim can dostuma bir an önce kavuşabilmek, gözlerinin içine bakabilmek duygusu kaplamıştı yüreğimi. Dinlenmek mola vermek gibi hayati gereksimleri bile unutmuş sadece yola konsantre olmuştum. Sorsalar bu gün nerelerden hangi yollardan geçtiğimi bilmiyorum.

Globalleşen dünyamızda iyi diyebileceğim tek şeyin: izlerini bir şekilde kaybettiğim arkadaşlarımı bulmak olmuştu. Beynimin bir köşesinde hapsettiğim anılar yavaş yavaş renklenmiş,  resme dönüşüyordu gözlerimin önünde.  Kalan ömrümü nasıl geçirmem konusunda bir karar verememişken yaşam çizgimde bana mutluluk vermiş ne varsa arayıp bulmalıydım. Bir şekilde  yüzleşmeliydim geçmişimle. Anılar, dostluklar, Aradaşlıklar uzun zamandan beri hapsettiğimiz hatıralar salıverilmeliydi hapsedildikleri hücreden. Ne kadar da çok şey bırakmışım meğerse arkamda farkında olmadan. Devamını oku

Pişmanlıklarım ;

Yazan: 14 Nisan 2012  
Kategori: Side

Nasıl bir şeydir biliyor musunuz?

Bir bina düşünün, en üst katından, bir köprüden ve ya daha yüksek bir yerden, aniden aşağıya itiliyorsunuz. Neden? aşağıya atlamak gibi bir isteğiniz de yokken . Düşerken görülmeye değer bir manzarayı ters dönünce, yıldızları görüyorsunuz. Kayacak bir yıldızın hemen ardından dilek tutmak için çabalarken, hızla aşağıya düşüyorsunuz, ne sizi tutan bir dost eli, nede tutunabileceğiniz bir ip, var etrafta! Sadece hızla düşüyorsunuz… Devamını oku

Hayat Dediğimiz

Yazan: 20 Mart 2012  
Kategori: Büyükada, Gençliğim

Kimi sevsem, bir şekilde onu kaybettiğimi düşünür olmuştum. Hayat sormadı’ki hiç bana.! Ne düşündüğümü,neler hissettiğimi. Umudum, sıkıntıya odaklanmak yerine hayatımın tümüne, geçmiş ve geleceğe, tüm duygularıma ve tüm düşüncelerime yönelerek bakış açımı genişletmekti. Bazen sıkıntılarımı  o kadar merkeze alırdım ki, hayatımın diğer sıkıntısız bölümlerini es geçerdim.‘‘ Bir sineği gözüne yaklaştıran insan bir süre sonra sinekten başka bir şey göremez olur.‘‘ derdi rahmetli Babam.Sanırım hayatta nereye baktığımızdan ziyade nereden baktığımız önemli.

Çocukluğum’da, Gençliğimde gördüğüm bildiğim annelerimiz çalışmazdı. Ev anahtarı taşımak adetlerimiz arasında değildi. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Babamın bile anahtarı yoktu hatırmda kaldığı kadar. Annem evimizin bir parçasıydı. En fazla bir komşuya kahve içmeye  gider fazla oturmadan’da dönerdi. Okuldan eve geldiğimizde en büyük eğlencelermiz sokakta oyun oynamaktı. Sokakta oynamak kavramı vardı. Bu günkü gibi alış veriş merkezleri, çocuk parkları, gibi vakit geçireceğimiz yerler yoktu. Hoş bu durumdan hiç bir zaman şikayetçi olmamıştım. Çoğu zaman okul dönüşlerinde arkadaşlarla oyuna dalıp eve geç geldiğimiz çok olmuştur. Devamını oku

CAN DOSTUM

Yazan: 14 Şubat 2012  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Tüm haftanın yorgunluğunu üzerimden atmak, olanları unutmak ve güzel bir pazar gününe uyanmak umuduyla girmiştim o gece yatağa. Yatağa girdiğimde bir an olsun bütün sıkıntılarımdan kendimi soyutlayıp kapatmıştım gözlerimi, eşime göre; sıkıcı, berbat zor bana göre; yaşam, sevinç, güzellik, sürprizlerle dolu bir dünya.
Bu şekilde uykuya dalan İhsan öğlene kadar uyurdu  herhalde; nerde! Gözlerimi bile kırpmamıştım bütün gece. Staki ile son yazışmam’da yıllardan beri aradığım dostumun beni, arayacağı haberi; yetmiş artmıştı uykumu yenmeye.
Gözlerim açık yağmurun sesi kulağımda, kuş cıvıltıları konser veriyorlar sanki sabahın seherinde. Kalktım, pencereye yöneldim. Artık sıgara dumanından rengi belli olmayan perdeyi biraz araladım. Hava kapalıydı. Bulutlar gökyüzünü kaplama konusunda adeta birbirlerine nazire yapıyorlardı. Bu, içi gibi kapalı ve ağır havayı görünce keyfim kaçmıştı. Bilgisayara baktım; bir haber yoktu hennüz dostumdan. Canım sıkılmıştı, aceleyle giyinirken, bir an önce dışarı çıkp hava almak istiyordum. Devamını oku

Çocuksu gülüşünde saklı

Yazan: 30 Kasım 2010  
Kategori: Almanya

Güneşi arkamda bırakıp  batıya yolculuğumun  ilk günü. Dün gece pek analayamamıştım yıllardır yaşadığım bu şehir nekadar karanlık ne kadar  muhtaç görünüyordu gözüme. Gün çok sesli sessizliğin Hakim olduğu bir gün‘ün  hikayesi. Karanlıkta bir ışık, gülen bir yüz arar gibi bir efsane. Dünyamız nereye  gidiyor !? insanların asık yüzlerle koşuşturmaları, bense oturmuş gülen bir yüz arıyorum cehennemimde.

Binlerce soru beynimde dans ediyor, farkında bile değilim. Kaybettiğimiz, unuttuğumuz, vaz geçtim kahkahadan; olmayan gülümseme yüzlerde. Oysa ne kadar çok güler, kahkahalar atardık Güneş‘in şahitliğinde. Yüreklerde, dokunulmazlığı keşfettiren, farklı hayat penceresi, kısacası bakmasını bilen gözlerin en kıymetli hazinesi.  Bu cehennemde toplumun bir bireyi  olarak cenneti yaşamak varken, sessiz başlayan hikayenin ve kimsenin göremediği, sadece bir yürekte yankılanan çığlığı. Kulaklara, gözlere ve yüreklere ulaşma zamanının geldiği an. Görmeyen gözler  aralanmış, içeriye ışıl ışıl, huzur ve gelecek vadeden bir aydınlık, nağme nağme yükselen bir şarkının notaları gibi. Bir dilek tutmak gerek içimizden. Kahkadan yana, daha önce hiç dilemediklerimizden. Bu günün hikayesi bir az  farklı olsada.

Günümün yarısı insanları izleyerek geçti. Bu önemli  konuda insanlık olarak ne kadar kayıp verdiğimizi anlamak istedim. Benim işim, daha doğrusu iş dışındaki işim insan gözlemciliği ve onları yazıya aktarmak değil.  Bu gün ne olduysa, biz insanların hayatımızda önemsemediğimiz, ama bizi biz eden bir duygudan,bir tepkiden,bir varoluştan yazacağım. O insanların yüzünde kaybolmuş duygu ve o istemli, isteksiz tepki. İnsanların yaşam biçimi olduğu kadar,insanı insan eden. Merak‘mı ettiniz; duygunun adı gülmek;  o duygu‘ ki,insanların yapmacık yüzlerinden çok uzakta,sadece mutlu anların ifadesi. İnsana yakışan gülümseme, kahkaha  insanlar ne oldu da  unuttu bu duyguyu. Devamını oku

« Önceki sayfaSonraki sayfa »