İlk okul

Yazan: 13 Nisan 2007  
Kategori: Büyükada, Çockluğum

1956 Yılında Büyükada   ilkokulunda okula başladım Büyük adada o tarihte bir  ilkokul vardı Ortaokul zaten  yoktu…

Nisan, Mayıs Eylül ve  Ekim ayları Yazın büyük adaya gelen yazlıkçı ailelerin çocuklarının da katılımından dolayı kalabalık  sınıflarda Eğitim görürdük. Bu ayların dışındaki aylar yazlıkçıların gitmesi ile  sınıflarımız yirmi yirmibeş öğrencilik sınıflara dönüşürdü. Sınıf  Öğretmenim Vicdan Öğretmendi dördüncü sınıfa kadar  onunla okudum.Geçirdiğim büyük bir ameliyat sonunda bir yıl kaybetmiştim.Dördüncu sınıfta  bir yıllık mecburi bir aradan sonra aynı sınıfı tekrar okumak zorunda kalmıştım. Yeni sınıf Öğretmenim Behice öğretmendi bir ara Behice öğretmenin yerine Müjgan Öğretmenle’de okudum daha sonra Behice öğretmenle okuldan mezun olabilmiştim. Okul Müdürümüz Sayın Süleyman Nuri Öz: Türkçemizi doğru konuşmamız konusunda çok hassastı Hocam kelimesi kendisini deli etmeye yeterdi. Mezunizetimizde iyi derece ile mezun olan öğrencilerine kendi yazdığı ( Türkçe Ünlüyor) adlı Kitabını hediye olarak vermişti  daha hala saklarım.

Ilk okula başladığım yıllarda ortanca  Ağabeyim Kamil Güner  daha sonra benimde devam ettiğim Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesinde  Büyük Ağabeyimiz Hasan Güngör Özkartal Vefa Lisesine devam  ediyordu.Kamil Güner daha sonra Liseyi Devlet deniz yolları Zanaat okulunda tamamladı.

İlk okul yıllarımdan hatırlıyabildiklerim pek fazla değildir . Anılarımı bir kitap olarak hazırlıyorum ve eksiksiz olmasına Özen gösteriyorum bu arada bazı arkadaşlarımdan yardım da Alıyorum.  Hatırladığım ve hikaye olarak derlediğim önemli anılarımı ilerde okuma fırsatı bulacaksınız.. Bu sayfa umarım unuttuklarımı tekrar hatırlanmam açısından yardımcı  olacaktır.

Özlüyorum Çocukluğumu

Yazan: 16 Nisan 2006  
Kategori: Büyükada, Çockluğum

Merhaba çocukluğum, sanadır bu mektubum.

Seni özlüyorum, çocukluğum. Denenmiş her şeye rağmen çaresiz ve sessizce. Kızıyorum sonra sana, acıyorum. O kadar tutkuyla bağlı, o kadar vefayla sadık olmama rağmen, gidip dönmeyişine kızıyorum. Çok ani oldu, çok vakitsiz, çok gizemli. Bir veda bile etmedin ki. Henüz buna bir isim bulma kavgasındayken, terk edildişimi düşünüyorum. Bu sevgiye, bu bağlılığa kendini layık göremediğin için acıyorum sana.

1950 Yılında ailemin üçüncü çocukları olarak dünyaya geldim. Hemde Annem ve babamın kız çocuk hayallerini paramparça ederek.

Ben pek hatırlamıyorum ama üç yaşıma kadar annem beni kız çocuğu gibi giydirirmiş. Rahmetli Dedem kendi adını okumuş kulağıma Mehmet Tevfik, bu sebepten dolayı olsa gerek ne Annem ne Babam dedemin sağlığında bir türlü Mehmet ve ya Tevfik olarak çağıramamışlar beni. Dedemin yanında Memoş derlermiş bu adla çağırılmaya okadar çok alışmışımki birisi Mehmet veya Tevfik olarak adımı söylese dönüp bakmazmışım. Üç yaşımdayken Dedemin Üsküdardaki evine yaptığımız bir bayram ziyaretinde beni alarak Yeni mahalledeki berber Manola götürüp saçlarımı kestirdiğini anlatırlar çok üzülmüş ve ağlamışım. Omuzlarımdan aşağı dökülen lüle lüle saçlarım kolalı kurdelemi hiç hatırlamıyorum sadece resimlerde görüyorum kendimi… Hatırladıkça seni, imrendiğim de oluyor.

Hani yeni alınan bir oyuncağa kanıp, daha önce alınmış bütün oyuncaklarını gözden çıkarırdın ya. Zaten sadece bir çocuk yeni bir oyuncak alındığında kendisine, eskisini gözü görmez olur. Zaten değer bilmezlik çocuklara özgüdür. Bunu en güzelinden, en uysalından yaşayabiliyordun. Oysa ben, seninle olduğum günler gibi birçok kez hayatımı sıfırlamayı düşündüm. Herşeyi yıkıp yeniden başlamak; alşkanlıklarımı, duygularımı, hayatıma eşlik eden her objeyi, her nesneyi, her bireyi tamamen değiştirmek.

Öyle pek fazla oyuncağımız zaten yoktu ağbimlerden kalan kurşun askerler arkadaşlar arasında oynadığımız misketlerim, kafa karış gibi oyunları  hatırlıyorum. Arkadaşlarla oynadığımız yakar top, saklambaç gibi oyunlar  hayal mayal belleğimde duruyor hala. Devamını oku