EVET mi HAYIR mı

Yazan: 27 Şubat 2017  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Bir TRT klasiği olan evet hayır yarışmasını sunan ‘’Erkan Yolaç’’ tanımayanımız varmıdır? “mehter marşıyla geliyorsunuz izmir marşıyla gidiyorsunuz, “öyle kafanızı emme basma tulumba gibi sallamayacaksınız” Ya EVET veya HAYIR diyerek cevaplıyacaksınız, diyerek başlardı programına. Dün geçmişten bir kaç programını izledim bir de ne göreyim Mehter marşı ile gelip İzmir marşı ile gidenlerin çoğu EVET diyerek gitmişler. Oh be.

            Erkan Yolaç

Erkan Yolaç

Bir insanın doğduğundan öldüğü güne kadar Kullandığı Evet ve Hayır’lara bir bakalım. EVET’ler çoğunluğunu doldurur insan hayatının. Konuşmaya başladığımız da başlar EVET ve HAYIR lar hayatımızda. Aslında her EVET deyişimizde bir kayıp yaşamış olsak bile zordur HAYIR demek.

-Babayı seviyormusun çocuk?

Çocuk Babasından korkuyordur ama yine’de EVET der cevap olarak. (Korkunun ecele faydası yok tabi)

Öğretmen sorar sınıfta; Verdiğim konuyu çalışıp imtahana hazırlandınızmı?

Tüm öğrenciler çalışmış ve ya çalışmamış fark etmez hep bir ağızdan bağırır EVEEET ( Hiç kimse Hayır diyemez ne olur ne olmaz diye.)

Gelirsin nikah daireseine Sorarlar; Kimsenin etkisi altında kalmadan …….. eşiniz olarak kabul ediyormusunuz? Bir gür çıkar insanın sesi, kocaman bir EVEEET. ( yıllar sonra % 80 i pişmandır bu EVET den de ama iş işten geçmiş bir kere EVET demişlerdir.) Devamını oku

EVET mi HAYIR mı

Yazan: 27 Şubat 2017  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Şimdi Araf zamanı

Bu dünya’ya yapayalnız, hiç bir şeyleri olmadan gözlerini açan milyonlarca insanı düşünün. Sanki bu dünya’ya gelmeyi istemişler. Hepsi aynı çıkmaz sokağın önünde tek başlarına durup, bakıyor, bakıyor ama yolun sonunu bir türlü göremiyorlar. İşin en kötüsü ise sorgulamıyorlar bile. Çıkmaz bir sokağın başında durup da yolun sonunu göremez mi insan? çıkmaz sokağın başına neden geldiğini çözmemişse sonunu‘da görmesi mümkün olmuyor tabi. Yaşam bir göz kırpması gibi geçip gidiyor.dilburnu Bir bakıyorsun yirmilerindesin, bir bakıyorsun kırklarında, bir bakıyorsun ellisi altmışında. Bir de bakıyorsun ki uçmağa varmanın kıyısında… Bu gün beni bu yazıyı yazmaya iten nedeni anlatacağım… Yaşamın ne kadar kısa ve ne kadar anlamsız, boş olduğu fikri yine Tanrının nefesinden yaratılmış olmamda saklı. Kimsenin fazla vaktini almadan kısa kesmek istiyorum. Belki’de ilk defa haklı olarak yaradılışa aşırı öfkelenmiş, Tanrı ile aynı fikirde değildim. Tanrı ne diyor; ben seni ruhumdan yarattım akıl verdim ve inan sana şah damarından daha yakınım. Tamam o zaman peygamberlere neden ihtiyaç duydun‘ki? Yarattıklarınla direkt konuşabilirdin. Ben Tanrı olsam en azından öyle yapardım. Herkesin ayrı telden çalmasına izin vermez ilahi ahengin bozulmasına olanak tanımaz, yarattıklarımın acı çekmesine izin vermezdim. İnsanlarla birlikte acı çekmeyi öğrenemediğim için suçlumuyum? Cehenneme gitme konusunda’da hiç istekli olmadım. Kitabında Tanrı; bir çok şeyi yasaklarken, yarattıklarına intihar edenlerin cehennemlik, şehitlerin sorgusuz cennete gideceğini tebliğ ediyor. Eh inthar etmek isteyenlere buradan duyrulur… Ne işin var cehennemde.? Hak yolunda Cihad edenlere katıl şahaddet şerbetini iç cenetliksin. Bakmayın bana öyle, herkes ateist dese’de ben ateist değilim. Evrene, yaradılışına baktığımda Tanrıya, Peygamberlereine, ve meleklerine inanan biriyim. Sadece arada sırada’da olsa Tanrıya küsen bir çocuğum. Sorun zaten bende değil, ikiz ruhlarımda. Kendi kendileri ile daha hala savaş halindeler. Hemde bu güne kadar denenmemiş yollarla. Devamını oku

Hayalim Yeni dünyam

Yazan: 27 Ağustos 2015  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

DSCF3566

Sonunda alacağım

Hayal etmek yaşamaya başladığınızı anladığınız anda başlar ve ya yaratıcı olmak ile eşdeğerdir. Önce ne istediğinizi hayal ederseniz, hayal ettiğiniz şeyi istersiniz, hayal ettiğiniz gerçeğe dönüşür ve sonunda istediğinizi yaratırsınız. Bazen olmayacak şeyleri hayal eder, görür ve kendinize şöyle dersiniz. Neden? Nedensizdir aslında; insanın varoluş sebebidir hayal kurmak.  Ve kurduğu hayalleri gerçekleştirmek bunun için çabalamak, yaratmak, başarmak. Bu yaşamda başarılı olmanın sihirli sözcüğüdür hayal Kurmak. Başarısız olmak; unutulmaması gerekir ki başarının anahtarı, en azından bir kez başarısız olmak demektir. Her insan beyni düşünmeye başladığı günden itibaren hayal kurmaya programlanmıştır. Hayal kurmadan yaşamak, zaten yaşamın sona geldiğinin göstergesidir. İnsanlar başlarına gelenler için hep içinde bulundukları durumu suçlarlar. Ben durumlara inanmam. Bu dünyada başarılı olan insanlar hayal ettikleri konumu, durumu arayan ve bulamadıkları zaman onları yaratanlardır. İstediğinizi elde edemezsiniz, elde ettiğinizi istemek zorunda kalırsınız. Doğduğumuz gün… dönüşü ve kalkış saati belli olmayan yolculuğun, biletidir elimize tutuşturulan. Ben zengin bir aileden gelmiyorum, hatta hiçbir zaman çok paramız olmadı. Büyükbabamı hayal mayal hatırlıyorum. Babam yıllarca ticaret yaptıktan sonra tekrar memuriyete dönmek zorunda kaldı. Ne tür hayalleri vardı hiç bilemedim. Bidiğim çok geniş, büyük bir ailemin olduğuydu. Babam ve Annem bu büyük ailenin bir parçası olmaktan mutluluk duyarlardı. Annem Babamın, Babam Annemin alilesinde saygı ve sevgiyle yerlerini almışlardı. Bu bir tercih meselesiydi ve ben her zaman böyle bir ailenin bir parçası olmaktan mutluluk duydum. Devamını oku

Bozca ada ve Kirie Dimitri

Yazan: 15 Kasım 2014  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Çanakkale açıklarındaki Bozcaada eskiden Tenedos olarak anılırmış.

Yirmi, otuz kişilik küçük bir cemaatten oluşan Bozcaada

Yirmi, otuz kişilik küçük bir cemaatten oluşan Bozcaada

Bir zamanlar ağırlıklı olarak Rum nüfus bulunsa da, Osmanlı’dan beri Müslümanlar hep olmuş adada. Bozca adaya indiğinizde liman kısmı apartmanlarla kaplanmış, eski sokak dokusu tahrip edilmiş, taştan yapılma bağ evleri çökmüş, kiliseleri yıkıntıya dönüşmüş olsa bile otantik bir aksesuar gibi duran Rumları var Bozcaada’nın.

Yirmi, otuz kişilik küçük bir cemaatten oluşan Bozcaada Rumları, günümüzde turistik hayatın vazgeçilmez bir parçası. Rehberler büyük şehirlerden gelen turistlere, yoldan geçen bazı yaşlıları işaret ederek, Cenevizlilerden kalma kalenin duvarına tutunarak yürüyen matem kıyafetli şu yaşlı bayan bir Rum dur ve ya kahvehanenin birinde oturup kahvesini içen güler yüzlü elinde tespihli beyefendiler için efendim Rumlar burada çok eski zamanlardan beri yaşarlar diyerek bir hikâye yazıverirler. Daha hala liman‘dan yukarı doğru yürürken günümüzde bile yolun Türk ve Rumları ayırdığına şahit olursunuz. Yolun sağ tarafı Rum mahallesi sol tarafı Türk mahallesi olarak anılmakta. Ada nufusu Kirie  Dimitrininanlatımına göre kış aylarında 500 Zaman içinde adanın nüfus yapısı tamamen değişmiş. Rumların büyük bir bölümü daha doğrusu gençleri adayı terk etmişler. Oğlu ve torunları Yunanistanda Kavala şehrinde yaşamakta. Yaz aylarında kendisini ziyarete gelmektelermiş. Arada sırada’da Kirie Dimitri Devamını oku

Sorma nasıl olduğumu

Yazan: 26 Eylül 2014  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Sorma bana bir daha nasılsın diye; kendimi bildim bileli düşünürüm; oezkartalİnsan dediğimiz varlık kaç ruh taşır bedeninde. Mesela yıllar sonra, bir şekilde, günün birinde ummadığımız bir yerde, zamansız bir şekilde onunla karşılaşırsam ne yaparım, nasıl davranırım?” diye. Uzun bir zamandan beri içimde bastırmaya çalıştığım, bazen görmezden ve duymazdan geldiğim, kendisinden kaçtığım bütün hücrelerime, düşüncelerime ve kişiliğime işlemiş ikinci bir kişilik, ve ya bir ruhun esiri gibi içimde yaşayan her neyse. Adını dahi koyamadığım bu ikinci kişiliğimle yüzleşmeli ve onunla yaşamayı öğrenmeliydim. Bunca zamandır geçen her yılın sonunda, içimde benimle çekişen bu şeyin bir yıl daha benimle yaşamış olduğunun analizini yaptım durdum. Basit gibi onu her hissetiğimde çektiğim acı ve heyecan ve bu duygunun son bulmamış olduğunun açık bir göstergesiydi. Devamını oku

Hastahane odası

Yazan: 17 Nisan 2014  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

O gece hastahaneye götürülürken şöyle düşünmüştüm. İşte her şey buraya kadar Memoş.  İmkansız gibi, görünen dostluklarla dolu yaşamın, konuşacak kimsenin olmadığı, bir Hastahane odası. Belkide bir mucizeye borçlu olduğunu ve seni o’nun varlığına inandıran hikayeyi mi; yoksa insanların acımasız, bencil hatta katil olduğu, seni sevdiklerini terk etmek zorunda bırakan ve isyana sürükleyene mi? Cevap zaten çingen yaşamımda değilmiydi? Çok da zor olmasa gerek. Neticede hepimiz az çok uydurmaya alışığız, alıştırıldık bir şekilde. Ama hayat nasıl güzel? Hikayelerin içindeki hikâyelerle mi yoksa gerçeğin bütün çirkin çıplaklığıyla mı? Devamını oku

Yanlızlığın bittiği yer…

Yazan: 05 Temmuz 2013  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Yanlızlığı hissetmek kendi içinde o kadar zor ve bir o kadar acıdır. Her an hüznü çağırır. Anlamaz kimse seni. Yanzlığına ortak olamaması kimselerin, anlamasını istediğin, beklediğin de anlamaz seni. Bırak anlamaya çalışmasını ilk tepki gösteren, ilk seni umursamayan da odur. Seni daha da yanlızlaştıran, beklentilerindir belkide. Oysa her şey ne güzel başlamıştı hayatında. Ne kadar güzeldi her şey. Hayatı yaşamak mutluluğun doruğunda. Neden, bukadar zamansız böyle oldu? Tanrının kıskançlığımıydı? hani derler ya bir insan bir diğerini Tanrı gibi sevmemeli diye. Kadere boyun eğmelisin Tanrının kararları sorgulanamaz. Senin canından öte sevdiğini Tanrı sana uygun görmemiş bir kere. Aslında şimdilerde canını sıkan, ümit ettiğin, hayal ettiğin bir şeylerin anlaşılamaması. Öl sende, öl o zaman . Düşünme, direnme, değiştirmeye çalışma kendini. Kabullen ve öl. Bir kere daha kızdırmak istiyorsan Tanrıyı. Teslim et emanetini. Devamını oku

21 ARALIK VE BU GÜN

Yazan: 31 Aralık 2012  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

On gün önce kıyameti beklerken bu gün yeni bir miladi yıl olan 2013 e kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz hep birlikte. 21 Aralık gecesi uyku uyumanın imkanı yok. Bir şeyler okuyunca, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Önce tuvalete gideyim sonra yatarım diye düşündüm. Bu hareketimin defalarca uykumu kaçırdığını bir kez daha anladım. Tuvalet dönüşü odama girerken her seferinde  bir şeylerin hareket ettiğini gördüm. Acaba bu yaratıkları benden başka gören yok mu? Sanırım her ne kadar inanmamış gibi görünsemde 21 aralık kehaneti bir şekilde bilinç altıma işlemişti. Yeter artık! Bir korku filminin içinde miyim? Uykum parçalandı iyice artık. Pencereden dikkatli baktığımda, havanın henüz aydınlanmadığını görüyordum. Japonyada, Güney amerikada çoktan gün ışımıştı. Tıpkı bir oyun gibi. Şirirnce’de her kez kıyametin kendilerine uğramayacağı inancı taşıyor, hayatta kalma şansının keyfini yaşıyorlardı. Ben Şirinceye  oda bulamam diyerek gitmemiş, kıyameti ailem ile birlikte karşılamaya karar vermiştim. 22 aralık sabahı her şey yerli yerinde duruyordu.  Maya takvimi bir şekilde geçerliliğini yitirmiş gibi gözüküyordu. 31 Aralık 2012 Kehanetinin gerçekleşmesi için çok geç artık. Onu, bu hayattaki hicri  takvime yönlendirdim. Ve ben de kendi miladi takvimimde bir provasını daha yapabilirdim. Yine gece oldu. Gecelerin çocuğuyum ben. Savulun bakalım. Savulacak kimse olmadığına emin olmalıyım öncelikle. Gece gece başımıza dert almayalım. Başsız bile günlerce yaşarım gerekirse, o ayrı. Devamını oku

BAŞBAKAN’IN AYIBI

Yazan: 21 Mayıs 2012  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı’nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul’a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.

Çanakkale Geçilemez.

Çanakkale savaşının 95. kurtuluş yıldünümüne girdigimiz bugün aziz şehitlerimiz adına kutlamalara katılan Başbakan yardımcısı Sayın  Bülent Arınç bey bile Büyük komutan Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına rahmet okurken, Çanakkale Belediye Başkanı’nın konuşmalarından sonra Cumhur başkanımız, Başbakanımız’ın gönderdiği mesajları dinledim TRT televizyonundan. Kulaklarıma inannamadım. O kadar konuşmacı, ve mesaj gönderen devlet yönetenlerin içerissinde bir tek Devamını oku

Sonraki sayfa »