Kıyamet Yakın

Yazan: 25 Haziran 2017  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

DSCF5039

Arifeden başladık.

Şu an Avrupadaki düzen bize inadına mükemmel olmayı diretse de bir yanımız hep eksik. Ekonomik olarak ne kadar büyürsek büyüyelim, ne kadar Avrupalyız desek‘de bir yanımız hep küçük kalıyor. İzlemiş olduğumuz ülkeleri, orada yaşanan hayatlardan duygusal olarak etkileniyoruz belki ama bu durum nefes alıp vermek kadar kısa sürüyor. Bireysel olarak hata yapmaya medeniyeti ıskalayarak yaşamaya itiliyoruz devamlı. Bu da birlikte yaşaması gereken insanlığın mutsuzluğu oluyor. Yazdığım öykülerde gerçek hayattan küçük de olsa her zaman bir parça vardır. Bu benim tamamen kendi iç hesaplaşmalarımla ilgili bir yerde durur. Bazen toplumsal bazen bireysel, adam sendecilik ve duyarsızlıklar karşısında insanların tutumları belki yazma sebebim. Tüm yazdıklarım benim öykülerimin tanımı olabilirmi? Çoğu zaman gözümden kaçırdığım detayları yakalamaya, Resmetmeye, çalışıyorum. Parmakla gösterilmez ayıptır!… denilen bir çok yaşanmışlığı ve ya o yörede yaşayanların durumunu parmakla göstermeye çalışıyorum kendimce.  Parmakla gösterme  ayıptır deselerde! Ben bu sözü yok sayıyorum. Nedenmi? Gözümüzün içine sokmadan görmüyoruz ve ya görmezden geliyoruz da. Her zaman puzzle parçalarlarını  bir araya getirmekle  tamamlanmıyor istediğimiz resim. Bütün parçaları  bir araya getirebildiğimizde bütün oluyoruz. Hatta bazen o küçük parçalar uzun bir uğraşının sonunda büyük tablonun çok güzel detayları ve ya tamamınını görsele sunuş halini alabiliyor.

Mayısın yirmi altısında Avrupanın Alp dağlarından sonra doğa harikalarının iç içe geçtiği, oksijen oranının en yüksek bulunduğu yerlerinden biri olan Tanrının Türk milletine bahşettiği Kaz dağların dan  söz etmek istiyorum. Çanakkale Bayramiç Barajı  (Ayazma) Küllice Kaplıcaları (Termal) bu iki, üç yerin arasındaki mesafe 8 km. Bir tarafından Karpuz çatlatan dediğimiz soğuk su fışkırıyor dağdan, diğer bir yanda 45 derece sıcak su fişkırıyor doğadan. Sanki cennetten bir parça  alabildiğince meyve ağaçları, dallarından sarkan rengarenk meyveleri, yeşilin tüm tonları!… Böyle bir doğa harikası avrupalıların elinde olsa ne olabilirdi diye düşündüğümde, sadece gülümsüyorum. Bu ülkeyi yönetenlerin bu derece değerli bir yeri  görmemiş olmaları ne kadar acı. Hilal doğa oteli kaplıcaları burada; 25 Ahşap ev,  restorant, ve dinlenme salonundan,  olşan bir tesisin Avrupa fonu ile yapılmış olduğunu duyduğumda şaşırmaumıştım. Bir başka türlüsü zaten mümkün değildi. Zeytin ağaçlarını keserek sanayi alanı yaratmak isteyen_DSF0116 bakanların yönettiği bir ülkede başka türlü düşünmem komik olurdu. Çocukluğumdan hatırladığım rahmetli Babaannemin şöyle bir lafı vardı  Bina ve zinaların çoğalması kıyamet gününün habercisidir!… Eh AKP partisinin genel başkanı Bir an önce kıyameti görmek için çabalıyor. Maşallah binalardan vaz geçtim gökdeleneler almış başını gidiyor. Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelen Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Erdoğan’dan tam güvence aldığını belirtti. (Sözde dindar Nurcular bile zinaya verilen cezanın kaldırılmasına sevinmekteydi!?) bu da işin Zina kısmı eh maşallah o da almış başını gidiyor. Neymiş? Kıyamet Yakın, Kıyamet. Bir bakarmısınız Milli takım forması Türkuaz, Cumhurbaşkanlığı koruma askerlerinin elbiseleri Türkuaz, eh kırmızı halı yok artık yeni nerdeyse bayrak rengimiz de Türkuaz olacak bu gidişle. Karadeniz bile renk değiştirdi oldumu sana Turkuaz Eeee…! Marmara denizi, Ege denizide de aldı nasibini bu değişimden.

Son olarak Dünyanın Kendi etrafında ve ya Güneşin etrafındaki dönüş hızı okura ne vadediyor? İnsanlar yazdıklarımı  neden okumalı? Ne dersiniz, Dilin gücü mü… hikâyenin kuvveti mi? Her ikisinden de biraz olmalı kahve tadında. Kahve demişken kahvenin‘de tadı tuzu kalmadı nohutlu kahveye bile alıştık. Alışkanlık!…

Veeee Bu gün bir bayramın birinci günü. Bayram dediğin çocuklara kardeşim. Büyükler için derler ya, hani; deliye her gün bayram diye o misal yani. Eh bu bayram gününde delirmemek mümkün değil kardeşim. Marketler boşaldı, Pastahaneler’de kuyruk, sahiller mi? sorma sakın!… sağ salim kazasız belasız gelebilenler ile doldu taştı. Geçen seneden beri Bayram öncesi ve sonrası haber seyretmiyorum. Yüreğim kaldırmıyor; Kazalardan gelen ölüm haberlerini dinledikçe. Yedi bin‘nin üzerinde idi geçen yıl bayram tatili kazalarında canından olan. İnşallah bu yıl bu tür haberlerden uzak kalırız tabi ki kafamızı kumun altına sokmadan.

Kaç bayram daha kutlarız beraberce, kaç bayram bıraktık gerimizde. Kaç bayram kaldı önümüzde giden meçhule. Özlerim çocukluğumun bayramlarını der ya büyüyenler; Buradan anlayın Şeker Bayramı Çocuklara.

TANRI BİLİR AMAAAAA. KIYAMET YAKIN, KIYAMET YAKIN.

Mehmet Tevfik Özkartal

        MEMOŞ

25.06.2017 Şarköy

Ötönazi ( Yok et kendini)

Yazan: 27 Şubat 2017  
Kategori: Almanya

Bildik manzaralar var hayatımda, Geçen sene bu aylar’da yine bu hastahanenin bir başka odasından, şubat ayının sekizinde karalamıştım bir kaç satır. Bu sene ondördü aynı hastahanenin bir başka odasında, hemde Sevgililer gününde! Kalbim paramparça mesela, gözlerim ilk gün ki gibi; dokunsalar ağlayacak onlar da. Omzumda yılların yorgunluğu, beynimde unutulmuş sözlerin “belki hatırlanır” umudu. Benimkisi ise şu kahbe hayatta ayakta kalma yorgunluğu. Bir değişiklik yok; yorgun bir halde ağır aksak sekiyoruz işte.

Her kış olduğu gibi

         Her kış olduğu gibi

Karmakarışık beynimdeki düşünceler. Herşey her yerde; bulamıyorum koyduğum hiç bir şeyi yerinde; hani Vatan? sevdamı koymuştum ya kalbimin bir yerine Vatan diyerek; bak işte bulamıyorum vatanım nerede?
Atamın ölümü ile unutmuşlar… Adını bile kanla irfanla yeniden koyduğumuz Türk vatanı’nı, 1938 de kaldırmışlar hastahaneye. Yeterli kann gitmeyince vucudun diğer organlarına; Mikroplar dururmu? başlamışlar tekrardan üremeye. Çok basit bir kalp nakliyle; yeni kalbimiz paşam ismet bir türlü açamamış damar yollarını. Paralara bile basmış kendi resmini, Belki Atam unutulur, Vatan’a bir faydası olur diye. Bakmayın öyle söylediği laflara, hani söz konusu Vatan ise gerisi teferruattır falan dediğine. Türkün atası olmak kolay mı öyle. E… yeni takılan kalp ismet de zayıf düşmüş tabi…kan gitmeyince; vucud bu, başlamış organlar ufak tefek teklemeye. Mikroplar’da dururmu’mu; bayram ediyorlar, geçince ellerine böyle bir fırsat. Dünya da boş durmamış; Üretmiş kendi kendine mikroplarını içimizde. Dünya mikropları, bizim yerli mikroplar, bu vucudu yok etmek için vermişler el ele. Tanrıya şükürler olsun mihrap sağlam da gelmişiz kör, topal 1950 lere. İnsan beyni nede olsa yeterince beslenemeyince, kann gitmeyince diğer organlar gibi Beyin’de başlamış yeni, yeni fikirler üretmemeye. Alzhamer teşhisi konmuş. Maşallah Şimdiki yeni kalp, Beyin eskileri ne de güzel hatırlıyor Vatan hainlerini Kahraman olarak. Koca Devleti Aliye‘yi ”Osmanlı” yapıverdiler. sanki dün’ü bu gün yaşıyor gibi. Bu günmü? kimselerin haberi bile yok. Mikrop‘da olsa benim deyipte öldüremediği; mikroplara can suyu vermiş, bakmış, beslemiş. Uykudan uyanan her mikrop, sonradan ithal diğer mikroplarla birleşip, başlamışlar gizliden gizliye vucudu ele geçirmeye. Organlar felç; kala kala elde bir ruh kalmış!
1923 ruhu mu? Oooo Unutulmuş gitmiş hemde ülkücüyüm diyen içimizdeki yerli ve ithal mikroplarla. Al ve akyuvarların savaşı; şimdilerde bu vucut’da verdiğimiz. İkide bir ateşlenmişiz, vucudun koruma kalkanı sürünüyorken yerlerde. Her türlü mikrop yuvalamış son darbeyi vurmak için içimizde. Bir aydan beri beyin tamamen şanzıman sıyırmış gibi emirler yağdırıyor, bütün organlara; illa da Ötönazi (yok et kendini) diye. Unuttum gitti bu kaçıncı kalp nakli? Hastalıklı organlar şaşkın, Al ve Ak yuvarlar ne yapsın. EVET deseler Al yuvarlar, HAYIR deseler Ak yuvarlar ölecek. Arada bir damardan verilen antibiyotik de bir işe yaramıyor anlayacağınız. Hay allah ben de mi sıyırdım ne. Şu yazdıklarıma bir bakın hemde Sevgililer gününde. E… sağlık önemli tabiiii.
Türkiyem canım vatanım kadar, Türk dilinin nekadar zengin bir dil olduğunu kelimeleri geçmiş zamana sığdırabilmiş olmamda ara.
Hayallerimde yaşadığım tüm güzellikleri; Seviyordun, ben ise senin aksine sadece mutlu olmak istiyordum vatanımda özgürce. Gözünü sevdiğim Ana dilim; cümleleleri dili geçmiş zamanla kurabiliyorum. Bazen bir okadar’da fakir buluyorum, ne zaman‘mı? yemin içerim sana bizi yönettiğini sananlara söyleyecek bir söz bulamadığımda… Boş ver, bende boş vermişim, bu gün şu hastahane odasından hayata bir kere daha selam olsun… Daha önceleri bilirdim boş vermenin ne anlam taşıdığını; kimseler gibi olamadım ben, boşvermek ne demek, anlamını bilirdim de; hiç çıkartıp Tükçe dağarcığımdan kullanamadım.
Başımı sallayıp boşver diyemedim ne gidişine, ne de hiç var olmamışım gibi bana boşverişine. Hem insan bulunduğu konumu düşünmeden gerçekte; boş verirmi seviyorum dediğine! Belki‘de hata bendeydi seni özne yapmıştım ömrüme; ama sen son olmak istedin, yüklem misali. Bir eylemi gerçekleştirip; beni yıkıp giderken‘de!.. Devrik cümeleler gibi şimdi hayatım, hayatımda kim nerde duruyor aldırmıyorum. Kim hayatıma nasıl bir anlam katıyor önemsemiyorum. Yaşamımda ki noktalama işaretleri de umurumda değil. Aynen Ülkemde olduğu gibi. Nokta yok virgül yok ne duruyorum neyi bekliyorum. Durup, herhangi bir güzelliğin önünde doya doya bakmak varken. Kendime ait tırnak içine alabileceğim cümleler‘ de kuramıyorum Reis gibi; Hiç bir şeyim kalmadı, yoktu zaten, ezbere yaşıyorum. İnanın dostlarım bu saatden sonra hayatıma ünlem koyup beni mutlu edecek hiç bir şey bilmiyorum. Bildiğim tek şey adamlık bende kalsın yine de seni seviyorum. Ama söz konusu kurulduğu güne kurban olduğum vatansa bu defalık HAYIR diyorum.
Ha bak bir de hayatımın öznesiyken noktası olmana üzülüyorum! Hani olur ya kesişirse yollarımız bu ahir ömürde, karşılaşırsak tekrar günün birinde seni özne yaparmıyım ömrüme! İşte bak bunu bende bilemiyorum.
Sevgilim yem yeşil Demet demet çiçekli vatanımda Sevgililer günümüz kutlu olsun. Devamını oku

Şimdi Araf zamanı

Bu dünya’ya yapayalnız, hiç bir şeyleri olmadan gözlerini açan milyonlarca insanı düşünün. Sanki bu dünya’ya gelmeyi istemişler. Hepsi aynı çıkmaz sokağın önünde tek başlarına durup, bakıyor, bakıyor ama yolun sonunu bir türlü göremiyorlar. İşin en kötüsü ise sorgulamıyorlar bile. Çıkmaz bir sokağın başında durup da yolun sonunu göremez mi insan? çıkmaz sokağın başına neden geldiğini çözmemişse sonunu‘da görmesi mümkün olmuyor tabi. Yaşam bir göz kırpması gibi geçip gidiyor.dilburnu Bir bakıyorsun yirmilerindesin, bir bakıyorsun kırklarında, bir bakıyorsun ellisi altmışında. Bir de bakıyorsun ki uçmağa varmanın kıyısında… Bu gün beni bu yazıyı yazmaya iten nedeni anlatacağım… Yaşamın ne kadar kısa ve ne kadar anlamsız, boş olduğu fikri yine Tanrının nefesinden yaratılmış olmamda saklı. Kimsenin fazla vaktini almadan kısa kesmek istiyorum. Belki’de ilk defa haklı olarak yaradılışa aşırı öfkelenmiş, Tanrı ile aynı fikirde değildim. Tanrı ne diyor; ben seni ruhumdan yarattım akıl verdim ve inan sana şah damarından daha yakınım. Tamam o zaman peygamberlere neden ihtiyaç duydun‘ki? Yarattıklarınla direkt konuşabilirdin. Ben Tanrı olsam en azından öyle yapardım. Herkesin ayrı telden çalmasına izin vermez ilahi ahengin bozulmasına olanak tanımaz, yarattıklarımın acı çekmesine izin vermezdim. İnsanlarla birlikte acı çekmeyi öğrenemediğim için suçlumuyum? Cehenneme gitme konusunda’da hiç istekli olmadım. Kitabında Tanrı; bir çok şeyi yasaklarken, yarattıklarına intihar edenlerin cehennemlik, şehitlerin sorgusuz cennete gideceğini tebliğ ediyor. Eh inthar etmek isteyenlere buradan duyrulur… Ne işin var cehennemde.? Hak yolunda Cihad edenlere katıl şahaddet şerbetini iç cenetliksin. Bakmayın bana öyle, herkes ateist dese’de ben ateist değilim. Evrene, yaradılışına baktığımda Tanrıya, Peygamberlereine, ve meleklerine inanan biriyim. Sadece arada sırada’da olsa Tanrıya küsen bir çocuğum. Sorun zaten bende değil, ikiz ruhlarımda. Kendi kendileri ile daha hala savaş halindeler. Hemde bu güne kadar denenmemiş yollarla. Devamını oku

Benim Babam

Yazan: 21 Haziran 2015  
Kategori: Büyükada

Ben ve Oktar

Oğlum Oktar’ı ilk kucağıma aldığımda, Baba olmanın hazzını tattım. Oktar’ın ilk kazasında bir Babanın oğlunun duyduğu acı karşısında  duygularının nasıl dibe vurabileceğini yaşadım. Yıllar sonra anladım, henüz geç kalmamıştım… Mutlu bir çocukluğum vardı. Küçük herkesin bir birini tanıdığı, herkesin birbirine dost olduğu, Büyükada’da Tepeköy gibi bir yerde büyüdüm. Gece yarılarına kadar sokaklarda oynardık. Sonrada eve gelip kaygısızca bırakırdık kendimizi uykunun kollarına.

Geleceği düşünmüyordum, geçmişim zaten yoktu. Ne yapmak istediklerim, ne varmak istediğim hedeflerim vardı önümde, ne de geride bıraktığım acılarım vardı geçmişimde. Tek kaygım o gün oynamaktan yetiştirmediğim ev ödevim, ve ya istediğim oyuncağın alınmamasıydı. Belki de ben çocukluğuma geri dönmek istiyorum… Oynaya zıplaya okula gitmek istiyorum. Yine arkamdan birileri, Memoş diye seslensinler istiyorum. Belki de hayata karşı sorumluluğum olmasın, istediklerimi elde etmek için biraz ağlayıp sızlamamanın yeterli olmasını istiyorum. Arkadaşlarımla akşama kadar, çimli, topraklı top sahasında oynamak istiyorum. Arkadaşlarımla kavga ettiğimde öfkemi unutup bir kaç dakika içinde onlarla gülüşerek oynamaya devam etmek istiyorum. Hem yeniden çocuk olmak istiyorum, bir o kadar da korkuyorum çocuk olmaktan. Geçmişe dönmek başka, geçmişi silmek başka. Devamını oku

Yaşamın getirdikleri

Yazan: 15 Mayıs 2015  
Kategori: Almanya

Nasıl bir şeydir biliyor musunuz? Bir bina düşünün, en üst katından, bir köprüden, yada daha yüksek bir yerden, aniden aşağıya itiliyorsunuz. Hemde aşağıya atlamak gibi bir isteğiniz yokken. O sırada görülmeye değer bir manzarayı veya yıldızları seyrediyorsunuz. Kayacak bir yıldızın hemen ardından dilek tutmak için çabalarken, aniden aşağıya itiliyorsunuz.

Sonlara doğru Rakı ve çay

Sonlara doğru Rakı ve çay

Hızlıca aşağıya düşüyorsunuz, ne sizi tutan bir el nede tutunabileceğiniz bir ip var! Hızlıca düşüyorsunuz… Düşmenin sonunda yere ne kadar hızlı çarpacağınız, ve kaç parçaya ayırabileceğinizi kestiremeden. Düşmenin verdiği korku, o kadar esir almışki sizi, bir türlü hesaplayamıyorsunuz. Düştükten sonra neler olabileceğini’de kestiremiyorsunuz, düşündüğünüz tek şey düşerken, neden ben?
Uzun zamandır yazmadığımı fark etim… Yeniden bir şeyler yazmak zor geliyordu. Yazıp yarım bıraktığım yazılarımı açıyorum. Ellerim klavyenin üzerinde bir şeyler yazıp, tekrar kayıt bile etmeden kapatıyorum. Bu durumu günde en az bir kaç kere tekrarlıyorum. Beni bu hale ne getirdi? Ve neden bu durumdayım bilemiyorum. Kelimeleri cümlelerle ifade edemiyorum. Bunun sebebini muhakkak bulmalıyım. Yazı yazamamamın suçlusu tabiki ben olamam. Kendimden kaynaklandığına inanırsam, yapamadığım diğer işlerde olduğu gibi suçu kendime yüklersem, kalkamam düştüğüm yerden. Bir suçlu bulmalıyım. Devamını oku

Anneme ilk mektubum

Yazan: 10 Mayıs 2015  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Canım anam bu Anneler gününde aslında yanına gelip ellerinden yanalkarından öpmeyi planlamıştım. Biliyorsun bu Tardu’nun inadı aynı sen.

ANNEM BİR YIL ÖNCE

VİDEO İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir türlü gelmeme izin vermiyor. Anlıyacağın bu inatçı torunun’un beni göndermeye pek niyeti yok. Eee tabi etme bulma dünyası; Ben sana ne yaptıysam aynı taktiği bana uyguluyor. Ah be Anacığım! gidişinin üzerinden pek fazla zaman geçmedi. Gene kıyamadın bana, kabuslar içinde uyurken uyandırdın beni uykumdan. Bu arada şekerine kavuştun. Umarım her şey yolundadır. Bu mektubu bu gün mecburen yazdım. Anneler gününü kutlamak için. Aslında telefon etmeyi tercih ederdim ama, sen yokmusun sen, giderken telefonunu bile vermedin bana. Birde öyle birden bire gittin ki seni tutmak neredeyse imkansızdı. Neyse benden kurtuluş yok bu sıralar böyle mektup kart falan idare edeğiz artık. Babam nasıl iyidir inşallah. Hoş sen gittiikten sonra nasıl iyi olacaksa garibim. Bütün hurileri kovmuşundur yanından Ziya beyin kıskanç kadın. Benim tarafımdan özür dile Babamadan seni daha uzun süre bu tarafta tumamız mümkün olmadı.
Anacığım bana bir haber etsen de, bende gelsem yanınıza olmazmı? Bu tarafta işleri bitirdik nasıl olsa. Bilirsin hani çiçekmiş, böcekmiş, falan beni pek açmıyor. Eh çoluk çocuk desen hepsi yerli yerinde iyiler. Sen bana bir haber et orada nasıl huriler? Devamını oku

Mutluluğun Resmi

Sabah’ın üçü henüz gün ağırmamış… Bu günlük bu kadar çalışma yeter diyerek yatıp yatmamak arasında gidip geliyorum. Aslında kitabımla ilgili, DSCF3214 - Kopiebiraz daha yazabilirim. Çalışma odamın penceresinden dışarıya bakıyorum… zifiri karanlık, hiç bir şey görünmüyor. Ormanın hemen kıyısında oturmanın böyle bir şey olduğunu çok uzun zaman önce öğrenmiştim. Hava kapalı, bulutlu hafiften bir yağmur çiseliyor… Yağmurun yağdığını bile göremiyorum… Sadece çıkarttığı sesten yağmur yağdığını anlıyorum. Odamın penceresi açık yağan yağmura rağmen dışarısının sıcaklığı açık pencereden hissediliyor. Bir mayıs küçük oğlum Tardu İsviçreden gelecek… Oktar ve torunlarım ailece tüm bir günü birlikte geçirecektik. Bahçede giril yaparız diye planlamıştık. Bu yağmur da nereden çıktı şimdi? Bahçe kapısından eve doğru gelen bir motor sesi ve ışık huzmesi, Tardu’nun bir sürpriz yaparak geceden gelebileceği fikri ile kapıya yöneldim. Park eden araba Tardunun arabasıydı. Devamını oku

Annemin son uçuşu

Yazan: 26 Aralık 2014  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

21 Aralık 2014 TK 2565 20,30 Dalaman İstanbul Annemin son uçuşundaki uçuş numarası ve saati. Aslında geriye dönüp baktığımda Annem tüm yaşamında bu son uçuşunun dışında üç kere uçakla seyahat etmişti.

Annemin vefat ettiği bakımsızlık evi.

Annemin vefat ettiği bakımsızlık evi.

Uçak ile ilk yolculuğu, İstanbul Nürnberg İstanbul’du. İkinci uçuşu İstanbul Kıbrıs İstanbul Üçüncüsü İstanbul Dalaman İstanbul’du. Ve kader Annemin bu son dördüncü uçuşunda tek yön Dalaman İstanbul olarak uçması için örmüştü ağlarını. Tabutunu İstanbul THY kargo binasından teslim alıp Karaca Ahmet mezarlığının morguna getirdiğimde gün pazartesiye dönmüş saat 01,30 u gösteriyordu. Annemin na’şını morga yerleştirebilmek için tabuttan çıkartmamız gerekti. Eğreti kapatılmış tabutun kapağını kaldırdığımda gördüğüm manzara kendimi kaybetmeme yetti de artı bile ’’EMPATİ Bakımevi ve Rehabilitasyon merkezi. ’’Annemin üzerindeki bluz ve ayağındaki pijamasını görür görmez 16.12.2014 tarihinden bu güne kadar kıyafetlerinin değiştirilmediğinin farkına vardım. Devamını oku

Annemin küskün aramzıdan ayrılışı

Yazan: 20 Aralık 2014  
Kategori: Adapazarı, Bir Ömür dört Yaşam

Güneşin hakimiyetinde hayallerimin benden önce koştuğu bir yolculuğa çıkmıştım. Ayvalıktan uzaklaştığım her kilometrede Anneme daha çok yaklaşıyordum. Annemin azarlamasını özlemiştim. Onunla beraberken onunda çok uzun zamandan beri çocukça davrandığını unutup çocuklaşabiliyordum. Annem arzu ve isteklerini sıraladıkça ben daha baskın çıkıp daha çok çocuk oluyordum. Bornova’ya geldiğimde devlet dairelerinin saat on ikide kapandığının hesabını yapamamıştım.

ANNEM BİR YIL ÖNCE

ANNEM BİR YIL ÖNCE

Anneme olan yolculuğumda bir süreliğine de olsa beklemek zorunda kalmış kısa bir süreliğine hayallerimden ayrılmış, günlük yaşamın Devlet dairelerindeki acımasız brokrasi uygulamalarının merkezinde buluvermiştim kendimi. İki buçuk saatlik bir mücadelenin sonunda gerekli evrakları alabilmiştim. Üç hafta önce Fethiye’de Annemi bıraktığım bakım ve rehabilitasyon merkezine doğru devam edebilirdim. Hayatımızı yöneten en büyük iki duygu bana göre öfke ve korku. Bir gün Melek bana dışarıyla olan tüm kavgamızın tüm öfkelerimizin nedeni anneme yeterince ilgi gösterememekten kaynaklandığını söylemişti. Herkeste böyle mi oluyor diye düşünmeden de edemiyordum. Mükemmel anneleri daha yüz metre öteden görür görmez tanıyabiliyordum artık. Duruşlarından onların asalet gözlerinde hep bir sevgi seli, gizlemeye çalıştığı küskünlük durumu. Düştüğü zavallılığının üzerini örtmeye çalışması. Benim için mükemmel annem, kendi mükemmel ama çocukları hep sorunlu, bizler annelerini üzen çocuklarmıydık acaba. Devamını oku

Elveda sana

Yazan: 15 Haziran 2014  
Kategori: Anılar, Bir Ömür dört Yaşam

Bu gün içime doğdun, bir den aniden. Yüreğime kor gibi düştün. Bir damla gibi yüreğinden yüreğime. 0003Az önce aklıma geldin yeniden. Aslında hep korkardım hani; bir gün, bir yıldız kayarken, görüpte ona yetişemezsem, ve ya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir dileğim kalmamışsa diye. Olmadan bir dileğim beklediğim yıldız kayarsa diye. Aslında sendin benim tek dileğim, seni dileyecekken, bir yıldız tutmak istedim. Bir dilek kaydı elimden. Bir kumsal düşledim o an, ve bir aşk düşledim. Aşk, ebruli olmalı, Kumsalda sular, durmadan kıyıya vurmalı. Her vuruşunda parça yontup götürürken kayalardan, anılarımı kayalar eksilmeli. Devamını oku

Sonraki sayfa »