Elveda sana

Yazan: 15 Haziran 2014  
Kategori: Anılar, Bir Ömür dört Yaşam

Bu gün içime doğdun, bir den aniden. Yüreğime kor gibi düştün. Bir damla gibi yüreğinden yüreğime. 0003Az önce aklıma geldin yeniden. Aslında hep korkardım hani; bir gün, bir yıldız kayarken, görüpte ona yetişemezsem, ve ya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir dileğim kalmamışsa diye. Olmadan bir dileğim beklediğim yıldız kayarsa diye. Aslında sendin benim tek dileğim, seni dileyecekken, bir yıldız tutmak istedim. Bir dilek kaydı elimden. Bir kumsal düşledim o an, ve bir aşk düşledim. Aşk, ebruli olmalı, Kumsalda sular, durmadan kıyıya vurmalı. Her vuruşunda parça yontup götürürken kayalardan, anılarımı kayalar eksiltmeli. Devamını oku

‘’ déja vu’’

Yazan: 26 Mayıs 2014  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Bir zamanlar bizler‘de çocuktuk; her çocuğun yaptığı gibi annemize, babamıza bağımlı, hiç bir işini izin alamadan yapamayan sevimli mi sevimli, küçük insanlardık. Tam’da çevremizdeki herkesten esinlenme çağlarındaydık. Bıkmadan usanmadan büyüklerimizden görüp, sadece onları modelleyerek yaşadık. Hiç aklımıza vazgeçmek gelmeden. Her seferinde gülerek, heyecanla bir daha, bir daha örnekleyerek denedik gördüklerimizi. Oysa şimdi birkaç denemede bıraktığımız, vazgeçtiğimiz kim bilir ne kadar çok şey var. Ya arkamızda bıraktıklarımız, belki hiç denemeden bile vazgeçtiğimiz şeyler. Bir gün gelir hayyallerinizden bile vazgeçersiniz, bir gün ondan, bir gün şundan. Ve hatta kendinizden bile vazgeçivermiş-sinizdir. Kendinden vaz geçmek! Bazen büyümek, bazen hayalleri kaybetmek, bazen, daha iyi bir gelecek için sevmedigin bir işi yapmak. Sevmediğin birisiyle beraber olmak, sadece birileri istiyor diye sevmediğin bir şeyleri okumak, bir türlü sevmediğini ve ya yapmak istemediğini söyleyememek gibi. Bazen sadece kibarlık olsun diye düşündüklerini yutmak, kendine rağmen başkalarının isteğine göre yaşamaktır. Diğer bir kendinden vazgeçme durumu da, yapmak istediğiniz işlere başlayıp birkaç denemeden sonra vazgeçmemizidir. Devamını oku

Acil Servis

Yazan: 25 Nisan 2014  
Kategori: Anılar

Hastahane odasındaki ilk günüm. Bir şekilde yattığım odaya alışmaya çalışıyorum. Yataktan kalkmamm imkansız. Acil servisten yatırıldığım oda iki yataklı ve karşımda yatan hastadan dolayı uyku uymam mümkün değildi. Bütün gece öksürük ve acı ile inleyen bir hasta ile aynı odayı paylaşmak bayağı zordu. İki gecenin sonunda yatağa bağımlılıktan kurtulmuş hastahane koridorlarında gezinebiliyordum. Acile getirildiğim gün yatırıldığım bölümün giririş katı acil servisin üçüncü katı olduğunu’da böylelikle keşfetmiş oldum. Bu kısmında vakit geçirebilirim düşüncesi ile aşağıya indim. Her büyük hastanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyor. Ben’se kapının dışında ambulansların hasta getirdikleri bölümde sigara içiyor, otomat’tan aldığım ahve eşliğinde olup bitenleri dikkatlice izleyerek vakit geçirmeye çalışıyordum. Saat gecenin bir buçuğuydu. Türkçe konuşan iki bayan, kollarından tuttukları, 18-20 yaşlarında, esmer, yakışıklı bir delikanlıya ambülanstan acile doğru getirilirken eşlik ediyorlardı. Daha sonra anladığım kadarı ile delikanlının babası arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da Almanca (Hilfe) yardım, yardım diye sesleniyordu: Devamını oku

Hastahane odası

Yazan: 17 Nisan 2014  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

O gece hastahaneye götürülürken şöyle düşünmüştüm. İşte her şey buraya kadar Memoş.  İmkansız gibi, görünen dostluklarla dolu yaşamın, konuşacak kimsenin olmadığı, bir Hastahane odası. Belkide bir mucizeye borçlu olduğunu ve seni o’nun varlığına inandıran hikayeyi mi; yoksa insanların acımasız, bencil hatta katil olduğu, seni sevdiklerini terk etmek zorunda bırakan ve isyana sürükleyene mi? Cevap zaten çingen yaşamımda değilmiydi? Çok da zor olmasa gerek. Neticede hepimiz az çok uydurmaya alışığız, alıştırıldık bir şekilde. Ama hayat nasıl güzel? Hikayelerin içindeki hikâyelerle mi yoksa gerçeğin bütün çirkin çıplaklığıyla mı? Devamını oku

Hayatın getirdikleri

Yazan: 24 Kasım 2013  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Her şeye rağmen imkansız olduğunu bildiğim bir aşk vardı gönlüme düşen. İmkansız olmasına rağmen mükemmeldi. Birbirimizden asla vaz geçemiyorduk. Aslında bu sadece benim duygularımdı diyebilirim belkide. O kendini ilişkimizin aşka dönüşmemesi gerektiğine inandırdığından kontrollü davranışlarından vazgeçemiyordu. Benimle birlikteyken çok eğlendiğini, mutlu olduğunu, söylerdi. Belkide henüz duygularının farkında bile değildi. Dostluk üzerine kurulmuş bir ilişkinin sonunda belkide saygı, sevgi bağı oluşmuştu aramızda. Bir yandan duygularıma karşılık verememenin sıkıntısı diğer yanda iyi bir dostunu kaybetme korkusu. Bu ikilemde sıkışmış ve nasıl davranacağı konusunda bir türlü karar veremiyordu. Bense o pes edinceye kadar, onca yaşanmışlığın ardından kimin yazdığını bile bilmediğim Su ile Ateşin hikayesini düşünüyordum.

Ateş bir gün suyu görmüş, yüce dağların ardında; sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa demiş ki suya, gel sevdalım ol. Hayatıma anlam veren mucizem ol. Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş yüreğim sana armağan. Sarılmış ateşle su birbirine sıkıca kopmazcasına. Zamanla su buhar olmaya ateş kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış ya aşkı. Devamını oku

MÜSADENİZLE

Yazan: 18 Ağustos 2013  
Kategori: Almanya, Bir Ömür dört Yaşam

Bir umudun ardına sakladıkların çıkıverir karşına bir gün. İnanamazsın önceleri, yıllardan beri sırtında taşıdığın yükten, kurtulmuş gibi hissedersin. Sudan çıkmış balıklar misali, bir oraya, bir buraya atarsın kendini. Nefesin kesilmiş gibi hissedersin. Uzun yıllar önce kaybettiğin sevdan üç beş adımlık mesafededir, elini uzatsan tutacak kadar yakın. Bir okadar’da da uzak, kalp atışların her zamankinden daha hızlı atmaktadır, hissedersin. Yüzüne bakar; tanımaz seni, aslında sende tanımamışsındır uğrunda karalar bağladığın sevdalını. Günün birinde böyle bir duyguyu yaşayacağımı söyleselerdi inanmazdım. Bulduğunu sandığın sevdalının düğün günüdür onu bulduğun gün. İkinci, belkide üçüncü kez dünya evine girecektir. Seslenip seslenmemek arasında gider gelirsin. Geride bıraktığın otuzsekiz yılın muhasebesi bir yana, bir zamanlar sana mutluluk vermiş büyük aşkını ikinci kez kaybettiğin gerçeği ile baş başasındır şimdi. Kaderin oynadığı oyuna teslim olursun. Leyla ile Mecnun’u Kerem ile Aslıyı düşünürsün ve büyük sevdaların hiç bir şekilde bir arada olamıyacaklarına bir kere daha şahitlik edersin. Eminsindir artık. Yüzüne gözlerine baktığında tanıyamadığın sevdalını sevdanı sorgularsın. Saçları, gülüşü, gözlerinin önünden gitmeyen beyninde yaşattığın o genç kız değildir karşında duran. Yılların getirdiği yıpranmışlık o kadar barizdir ki adını bile koyamadığın boşluktur sadece içini dolduran. Geldiğin gibi dönme zamanıdır, sessiz ve bir tek kelime etmeden. Beyninde, gönlünde inadına hapsettiğin sevdayı bırakma zamanıdır belkide  gelip çatan . Zamanı geri almak, geçmişi o günkü aşk ve sevgiyle yaşayabilmek ve insanın kendi içinde büyüttüğü kalenin kalın duvarlarının arkasına hapsettiği, korumaya aldığı aşk yoktur artık. Kader bir kez daha isteklerinin dışında yaşayacağın bir yola doğru itmiştir seni. Devamını oku

SEVİLMEYE DEĞER

Yazan: 24 Temmuz 2013  
Kategori: Almanya

Bu gün geriye baktığımda bu yazımı okurken gülümsemesini görür gibiyim.  Eskiden’de çok yakışırdı gülümsemek ona. Gülümsemekten asla vazgeçmemesi gerektiğini defalarca söylediğimi hatırlıyorum. O gülümsediği zaman etrafa yaydığı mucizevi ışık ısıtırdı sanki içimi. Kalbimdeki, acılar kafamadaki sorular bir bir yok olurlardı sanki. Kaderimizdi bizim; hiç ummadığımız bir anda bizi uzun yıllar önce biraraya getiren. Beklenmeyen bir girdabın fırtınalı bir aşk denizinin içine sürükleyen, öyle bir bir aşktı. Bu aşk hem bu kadar gerçek, bir okadar sırlarla doluydu. Öyle bir aşktı bizimkisi hem bu kadar yakın hem bu kadar mesafeli yaşanabilirdi. O unutulmayan yıllar da yaşadığımız bu ölümsüz aşk, heyecan, mutluluk, bilinmezlik, karmaşa ve sessizlik. Çünkü bu bizim imkansızlıkları giyinmiş aşkımızdı kahkaha, gözyaşıydı ve aksesuarları bir vardı bir yoktu. Tesadüflerin kurbanı da olsa fırtınasına kapıldıkları aşk denizini geçmeleri imkansızdı. Çok uzun yıllar korkutucu bilinmezliğin içinde savruldu bu aşk. Kalplerde iz bırakacak kadar masum, hiç bir zaman unutulmayacak , belkide iki delinin yazılmamış hikayesi olacaktı.. Devamını oku

Yanlızlığın bittiği yer…

Yazan: 05 Temmuz 2013  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Yanlızlığı hissetmek kendi içinde o kadar zor ve bir o kadar acıdır. Her an hüznü çağırır. Anlamaz kimse seni. Yanzlığına ortak olamaması kimselerin, anlamasını istediğin, beklediğin de anlamaz seni. Bırak anlamaya çalışmasını ilk tepki gösteren, ilk seni umursamayan da odur. Seni daha da yanlızlaştıran, beklentilerindir belkide. Oysa her şey ne güzel başlamıştı hayatında. Ne kadar güzeldi her şey. Hayatı yaşamak mutluluğun doruğunda. Neden, bukadar zamansız böyle oldu? Tanrının kıskançlığımıydı? hani derler ya bir insan bir diğerini Tanrı gibi sevmemeli diye. Kadere boyun eğmelisin Tanrının kararları sorgulanamaz. Senin canından öte sevdiğini Tanrı sana uygun görmemiş bir kere. Aslında şimdilerde canını sıkan, ümit ettiğin, hayal ettiğin bir şeylerin anlaşılamaması. Öl sende, öl o zaman . Düşünme, direnme, değiştirmeye çalışma kendini. Kabullen ve öl. Bir kere daha kızdırmak istiyorsan Tanrıyı. Teslim et emanetini. Devamını oku

NE KADAR ÇOK DİNLERDİK BİR ZAMANLAR

Yazan: 12 Haziran 2013  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Kimselere anlatmadığım düşlerim vardı ve kimsenin bozmasına izin vermediğim düşlerim. İçinde saklı sevdam olan belki onun bile  bilmediği, anlatamadığım dokunulmamış, kirletilmemiş, bozulmamış düşlerim. Arkadaşlarım dostlarım vardı arada bir de olsa beni bu kadar mutlu eden belkide onlardı. Kimseler bilmezdi sevdamın büyüklüğünü, ellerin avuçlarımdayken. Masallar anlatır şiirler yazardım sana. Düşlerimi anlatırdım birer birer. Nerden çıktıysa şu yabancı ülke… Gidiyorum bile demeden gidişin hiç beklemediğim bir zamanda, henüz daha ellerin avuçlarımda. Zorunlu göçten ilk defa nefret ettim. Kimselere anlatamadığım düşlerimi çiğniyerek gittim. Geride bıraktığın kırkbeşliklerden başka bir şey kalmamıştı yaşamımda. Ne kadar çok dinlerdik bir zamanlar. Sen gittikten sonra yanlız dinledim. Her mektubunu okuyarak ezberlemek isterdim. Yazmak sevdamı satırlara dökmek için neler vermezdim. Sonunda çaresiz sensiz yaşamayı öğrendim yeniden ve dinlemeden bir daha hiç bir rumca şarkıyı seni bana hatırlatan. Şüpheler ve deli düşüncelerim kafamda. Devamını oku

21 ARALIK VE BU GÜN

Yazan: 31 Aralık 2012  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

On gün önce kıyameti beklerken bu gün yeni bir miladi yıl olan 2013 e kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz hep birlikte. 21 Aralık gecesi uyku uyumanın imkanı yok. Bir şeyler okuyunca, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Önce tuvalete gideyim sonra yatarım diye düşündüm. Bu hareketimin defalarca uykumu kaçırdığını bir kez daha anladım. Tuvalet dönüşü odama girerken her seferinde  bir şeylerin hareket ettiğini gördüm. Acaba bu yaratıkları benden başka gören yok mu? Sanırım her ne kadar inanmamış gibi görünsemde 21 aralık kehaneti bir şekilde bilinç altıma işlemişti. Yeter artık! Bir korku filminin içinde miyim? Uykum parçalandı iyice artık. Pencereden dikkatli baktığımda, havanın henüz aydınlanmadığını görüyordum. Japonyada, Güney amerikada çoktan gün ışımıştı. Tıpkı bir oyun gibi. Şirirnce’de her kez kıyametin kendilerine uğramayacağı inancı taşıyor, hayatta kalma şansının keyfini yaşıyorlardı. Ben Şirinceye  oda bulamam diyerek gitmemiş, kıyameti ailem ile birlikte karşılamaya karar vermiştim. 22 aralık sabahı her şey yerli yerinde duruyordu.  Maya takvimi bir şekilde geçerliliğini yitirmiş gibi gözüküyordu. 31 Aralık 2012 Kehanetinin gerçekleşmesi için çok geç artık. Onu, bu hayattaki hicri  takvime yönlendirdim. Ve ben de kendi miladi takvimimde bir provasını daha yapabilirdim. Yine gece oldu. Gecelerin çocuğuyum ben. Savulun bakalım. Savulacak kimse olmadığına emin olmalıyım öncelikle. Gece gece başımıza dert almayalım. Başsız bile günlerce yaşarım gerekirse, o ayrı. Devamını oku

« Önceki sayfaSonraki sayfa »