Anneme ilk mektubum

Yazan: 10 Mayıs 2015  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Canım anam bu Anneler gününde aslında yanına gelip ellerinden yanalkarından öpmeyi planlamıştım. Biliyorsun bu Tardu’nun inadı aynı sen.

ANNEM BİR YIL ÖNCE

VİDEO İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir türlü gelmeme izin vermiyor. Anlıyacağın bu inatçı torunun’un beni göndermeye pek niyeti yok. Eee tabi etme bulma dünyası; Ben sana ne yaptıysam aynı taktiği bana uyguluyor. Ah be Anacığım! gidişinin üzerinden pek fazla zaman geçmedi. Gene kıyamadın bana, kabuslar içinde uyurken uyandırdın beni uykumdan. Bu arada şekerine kavuştun. Umarım her şey yolundadır. Bu mektubu bu gün mecburen yazdım. Anneler gününü kutlamak için. Aslında telefon etmeyi tercih ederdim ama, sen yokmusun sen, giderken telefonunu bile vermedin bana. Birde öyle birden bire gittin ki seni tutmak neredeyse imkansızdı. Neyse benden kurtuluş yok bu sıralar böyle mektup kart falan idare edeğiz artık. Babam nasıl? iyidir inşallah. Hoş sen gittiikten sonra nasıl iyi olacaksa garibim. Bütün hurileri kovmuşundur yanından Ziya beyin…! Kıskanç kadın. Benim tarafımdan özür dile Babamadan seni daha uzun süre bu tarafta tumamız mümkün olmadı.
Anacığım bana bir haber etsen de, bende gelsem yanınıza olmazmı? Bu tarafta işleri bitirdik nasıl olsa. Bilirsin hani çiçekmiş, böcekmiş, falan beni pek açmıyor. Eh çoluk çocuk desen hepsi yerli yerinde iyiler. Sen bana bir haber et orada  huriler nasıl? Devamını oku

Mutluluğun Resmi

Sabah’ın üçü henüz gün ağırmamış… Bu günlük bu kadar çalışma yeter diyerek yatıp yatmamak arasında gidip geliyorum. Aslında kitabımla ilgili, DSCF3214 - Kopiebiraz daha yazabilirim. Çalışma odamın penceresinden dışarıya bakıyorum… zifiri karanlık, hiç bir şey görünmüyor. Ormanın hemen kıyısında oturmanın böyle bir şey olduğunu çok uzun zaman önce öğrenmiştim. Hava kapalı, bulutlu hafiften bir yağmur çiseliyor… Yağmurun yağdığını bile göremiyorum… Sadece çıkarttığı sesten yağmur yağdığını anlıyorum. Odamın penceresi açık yağan yağmura rağmen dışarısının sıcaklığı açık pencereden hissediliyor. Bir mayıs küçük oğlum Tardu İsviçreden gelecek… Oktar ve torunlarım ailece tüm bir günü birlikte geçirecektik. Bahçede giril yaparız diye planlamıştık. Bu yağmur da nereden çıktı şimdi? Bahçe kapısından eve doğru gelen bir motor sesi ve ışık huzmesi, Tardu’nun bir sürpriz yaparak geceden gelebileceği fikri ile kapıya yöneldim. Park eden araba Tardunun arabasıydı. Devamını oku

Annemin son uçuşu

Yazan: 26 Aralık 2014  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

21 Aralık 2014 TK 2565 20,30 Dalaman İstanbul Annemin son uçuşundaki uçuş numarası ve saati. Aslında geriye dönüp baktığımda Annem tüm yaşamında bu son uçuşunun dışında üç kere uçakla seyahat etmişti.

Annemin vefat ettiği bakımsızlık evi.

Annemin vefat ettiği bakımsızlık evi.

Uçak ile ilk yolculuğu, İstanbul Nürnberg İstanbul’du. İkinci uçuşu İstanbul Kıbrıs İstanbul Üçüncüsü İstanbul Dalaman İstanbul’du. Ve kader Annemin bu son dördüncü uçuşunda tek yön Dalaman İstanbul olarak uçması için örmüştü ağlarını. Tabutunu İstanbul THY kargo binasından teslim alıp Karaca Ahmet mezarlığının morguna getirdiğimde gün pazartesiye dönmüş saat 01,30 u gösteriyordu. Annemin na’şını morga yerleştirebilmek için tabuttan çıkartmamız gerekti. Eğreti kapatılmış tabutun kapağını kaldırdığımda gördüğüm manzara kendimi kaybetmeme yetti de artı bile ’’EMPATİ Bakımevi ve Rehabilitasyon merkezi. ’’Annemin üzerindeki bluz ve ayağındaki pijamasını görür görmez 16.12.2014 tarihinden bu güne kadar kıyafetlerinin değiştirilmediğinin farkına vardım. Devamını oku

Annemin küskün aramzıdan ayrılışı

Yazan: 20 Aralık 2014  
Kategori: Adapazarı, Bir Ömür dört Yaşam

Güneşin hakimiyetinde hayallerimin benden önce koştuğu bir yolculuğa çıkmıştım. Ayvalıktan uzaklaştığım her kilometrede Anneme daha çok yaklaşıyordum. Annemin azarlamasını özlemiştim. Onunla beraberken onunda çok uzun zamandan beri çocukça davrandığını unutup çocuklaşabiliyordum. Annem arzu ve isteklerini sıraladıkça ben daha baskın çıkıp daha çok çocuk oluyordum. Bornova’ya geldiğimde devlet dairelerinin saat on ikide kapandığının hesabını yapamamıştım. Anneme olan yolculuğumda bir süreliğine de olsa beklemek zorunda kalmış kısa bir süreliğine hayallerimden ayrılmış, günlük yaşamın Devlet dairelerindeki acımasız brokrasi uygulamalarının merkezinde buluvermiştim kendimi.

ANNEM BİR YIL ÖNCE

İki buçuk saatlik bir mücadelenin sonunda gerekli evrakları alabilmiştim. Üç hafta önce Fethiye’de Annemi bıraktığım bakım ve rehabilitasyon merkezine doğru devam edebilirdim. Hayatımızı yöneten en büyük iki duygu bana göre öfkem ve korku. Bir gün Melek bana dışarıyla olan tüm kavgamızın tüm öfkelerimizin nedeni anneme yeterince ilgi gösterememekten kaynaklandığını söylemişti. Herkeste böyle mi oluyor diye düşünmeden de edemiyordum. Mükemmel anneleri daha yüz metre öteden görür görmez tanıyabiliyordum artık. Duruşlarından, onların asil, gözlerinde hep bir sevgi seli, gizlemeye çalıştığı küskünlük durumu. Düştüğü zavallılığının üzerini örtmeye çalışması. Benim için mükemmel annem, kendi mükemmel ama çocukları hep sorunlu, bizler annelerini üzen çocuklarmıydık acaba? Devamını oku

Bozca ada ve Kirie Dimitri

Yazan: 15 Kasım 2014  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Çanakkale açıklarındaki Bozcaada eskiden Tenedos olarak anılırmış.

Yirmi, otuz kişilik küçük bir cemaatten oluşan Bozcaada

Yirmi, otuz kişilik küçük bir cemaatten oluşan Bozcaada

Bir zamanlar ağırlıklı olarak Rum nüfus bulunsa da, Osmanlı’dan beri Müslümanlar hep olmuş adada. Bozca adaya indiğinizde liman kısmı apartmanlarla kaplanmış, eski sokak dokusu tahrip edilmiş, taştan yapılma bağ evleri çökmüş, kiliseleri yıkıntıya dönüşmüş olsa bile otantik bir aksesuar gibi duran Rumları var Bozcaada’nın.

Yirmi, otuz kişilik küçük bir cemaatten oluşan Bozcaada Rumları, günümüzde turistik hayatın vazgeçilmez bir parçası. Rehberler büyük şehirlerden gelen turistlere, yoldan geçen bazı yaşlıları işaret ederek, Cenevizlilerden kalma kalenin duvarına tutunarak yürüyen matem kıyafetli şu yaşlı bayan bir Rum dur ve ya kahvehanenin birinde oturup kahvesini içen güler yüzlü elinde tespihli beyefendiler için efendim Rumlar burada çok eski zamanlardan beri yaşarlar diyerek bir hikâye yazıverirler. Daha hala liman‘dan yukarı doğru yürürken günümüzde bile yolun Türk ve Rumları ayırdığına şahit olursunuz. Yolun sağ tarafı Rum mahallesi sol tarafı Türk mahallesi olarak anılmakta. Ada nufusu Kirie  Dimitrininanlatımına göre kış aylarında 500 Zaman içinde adanın nüfus yapısı tamamen değişmiş. Rumların büyük bir bölümü daha doğrusu gençleri adayı terk etmişler. Oğlu ve torunları Yunanistanda Kavala şehrinde yaşamakta. Yaz aylarında kendisini ziyarete gelmektelermiş. Arada sırada’da Kirie Dimitri Devamını oku

Sorma nasıl olduğumu

Yazan: 26 Eylül 2014  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

Sorma bana bir daha nasılsın diye; kendimi bildim bileli düşünürüm; oezkartalİnsan dediğimiz varlık kaç ruh taşır bedeninde. Mesela yıllar sonra, bir şekilde, günün birinde ummadığımız bir yerde, zamansız bir şekilde onunla karşılaşırsam ne yaparım, nasıl davranırım?” diye. Uzun bir zamandan beri içimde bastırmaya çalıştığım, bazen görmezden ve duymazdan geldiğim, kendisinden kaçtığım bütün hücrelerime, düşüncelerime ve kişiliğime işlemiş ikinci bir kişilik, ve ya bir ruhun esiri gibi içimde yaşayan her neyse. Adını dahi koyamadığım bu ikinci kişiliğimle yüzleşmeli ve onunla yaşamayı öğrenmeliydim. Bunca zamandır geçen her yılın sonunda, içimde benimle çekişen bu şeyin bir yıl daha benimle yaşamış olduğunun analizini yaptım durdum. Basit gibi onu her hissetiğimde çektiğim acı ve heyecan ve bu duygunun son bulmamış olduğunun açık bir göstergesiydi. Devamını oku

Elveda sana

Yazan: 15 Haziran 2014  
Kategori: Anılar, Bir Ömür dört Yaşam

Bu gün içime doğdun, bir den aniden. Yüreğime kor gibi düştün. Bir damla gibi yüreğinden yüreğime. 0003Az önce aklıma geldin yeniden. Aslında hep korkardım hani; bir gün, bir yıldız kayarken, görüpte ona yetişemezsem, ve ya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir dileğim kalmamışsa diye. Olmadan bir dileğim beklediğim yıldız kayarsa diye. Aslında sendin benim tek dileğim, seni dileyecekken, bir yıldız tutmak istedim. Bir dilek kaydı elimden. Bir kumsal düşledim o an, ve bir aşk düşledim. Aşk, ebruli olmalı, Kumsalda sular, durmadan kıyıya vurmalı. Her vuruşunda parça yontup götürürken kayalardan, anılarımı kayalar eksilmeli. Devamını oku

‘’ déja vu’’

Yazan: 26 Mayıs 2014  
Kategori: Bir Ömür dört Yaşam

Bir zamanlar bizler‘de çocuktuk; her çocuğun yaptığı gibi annemize, babamıza bağımlı, hiç bir işini izin alamadan yapamayan sevimli mi sevimli, küçük insanlardık. Tam’da çevremizdeki herkesten esinlenme çağlarındaydık. Bıkmadan usanmadan büyüklerimizden görüp, sadece onları modelleyerek yaşadık. Hiç aklımıza vazgeçmek gelmeden. Her seferinde gülerek, heyecanla bir daha, bir daha örnekleyerek denedik gördüklerimizi. Oysa şimdi birkaç denemede bıraktığımız, vazgeçtiğimiz kim bilir ne kadar çok şey var. Ya arkamızda bıraktıklarımız, belki hiç denemeden bile vazgeçtiğimiz şeyler. Bir gün gelir hayyallerinizden bile vazgeçersiniz, bir gün ondan, bir gün şundan. Ve hatta kendinizden bile vazgeçivermiş-sinizdir. Kendinden vaz geçmek! Bazen büyümek, bazen hayalleri kaybetmek, bazen, daha iyi bir gelecek için sevmedigin bir işi yapmak. Sevmediğin birisiyle beraber olmak, sadece birileri istiyor diye sevmediğin bir şeyleri okumak, bir türlü sevmediğini ve ya yapmak istemediğini söyleyememek gibi. Bazen sadece kibarlık olsun diye düşündüklerini yutmak, kendine rağmen başkalarının isteğine göre yaşamaktır. Diğer bir kendinden vazgeçme durumu da, yapmak istediğiniz işlere başlayıp birkaç denemeden sonra vazgeçmemizidir. Devamını oku

Acil Servis

Yazan: 25 Nisan 2014  
Kategori: Anılar

Hastahane odasındaki ilk günüm. Bir şekilde yattığım odaya alışmaya çalışıyorum. Yataktan kalkmamm imkansız. Acil servisten yatırıldığım oda iki yataklı ve karşımda yatan hastadan dolayı uyku uymam mümkün değildi. Bütün gece öksürük ve acı ile inleyen bir hasta ile aynı odayı paylaşmak bayağı zordu. İki gecenin sonunda yatağa bağımlılıktan kurtulmuş hastahane koridorlarında gezinebiliyordum. Acile getirildiğim gün yatırıldığım bölümün giririş katı acil servisin üçüncü katı olduğunu’da böylelikle keşfetmiş oldum. Bu kısmında vakit geçirebilirim düşüncesi ile aşağıya indim. Her büyük hastanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyor. Ben’se kapının dışında ambulansların hasta getirdikleri bölümde sigara içiyor, otomat’tan aldığım ahve eşliğinde olup bitenleri dikkatlice izleyerek vakit geçirmeye çalışıyordum. Saat gecenin bir buçuğuydu. Türkçe konuşan iki bayan, kollarından tuttukları, 18-20 yaşlarında, esmer, yakışıklı bir delikanlıya ambülanstan acile doğru getirilirken eşlik ediyorlardı. Daha sonra anladığım kadarı ile delikanlının babası arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da Almanca (Hilfe) yardım, yardım diye sesleniyordu: Devamını oku

Hastahane odası

Yazan: 17 Nisan 2014  
Kategori: Yayınlanmış yazilarım

O gece hastahaneye götürülürken şöyle düşünmüştüm. İşte her şey buraya kadar Memoş.  İmkansız gibi, görünen dostluklarla dolu yaşamın, konuşacak kimsenin olmadığı, bir Hastahane odası. Belkide bir mucizeye borçlu olduğunu ve seni o’nun varlığına inandıran hikayeyi mi; yoksa insanların acımasız, bencil hatta katil olduğu, seni sevdiklerini terk etmek zorunda bırakan ve isyana sürükleyene mi? Cevap zaten çingen yaşamımda değilmiydi? Çok da zor olmasa gerek. Neticede hepimiz az çok uydurmaya alışığız, alıştırıldık bir şekilde. Ama hayat nasıl güzel? Hikayelerin içindeki hikâyelerle mi yoksa gerçeğin bütün çirkin çıplaklığıyla mı? Devamını oku

« Önceki sayfaSonraki sayfa »